yağmur çiseliyor
Perşembe, Şubat 12, 2009......
yağmur çiseliyor
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi
uzun sarı parmakları saz gibi
çekik gözleri bir çocuk bir ihtiyar şeyhimin,
adı bedreddin di sakalı çok ve ak
mavi deniz gibi çini kadehinde şarap
oturmuş post üstüne
teshil yazıyor
karşısında çıtsız
bir dağa bakar gibi bakıyor dazlak kafalı oğlanlar
iznik gölünde akşam oldu
bedreddin eğildi suya
avuçlayıp doğruldu
babası türkmen şeyhimin çekik gök gözlü kalkışıp konyadan gelmiş simavnaya
annesi ermeni değiştirmemiş adını bir yabani çiçek adı bildiğim kadarıyla,
hatunu habeşistanlı kolları zincirliymiş ama esir etmemiş yazgısını
kardeşi musaydı onun boyu orta ondan duydum fazlasını:
ben gayrı zuhur ve huruç edeceğim
toprak adamları toprağı fethe gideceğiz.
ve kuvveti ilmi, sırrı gerçeklendirip
biz milletlerin ve mezheplerin kanunlarını
iptal edeceğiz!
geçmişi iptal edeceğiz!
karaburuna çıkmış börklüce isyanı belki vakitsiz
sakız adasından rum köylüleri ve bir kaç papaz
izmirden yahudi esnaf ve ovalardan türkmenler
mavi kırmızı yeşil ipekten sancakları
burada insan toprak gibi güneş gibi deniz gibi bereketli
kütükler zor taşıyor kehribar salkımlarını
...
boynu vurulacak iki bin adam
mustafa ve çarmıhı
cellat kütük ve satır
her şey hazır
her şey tamam.
satırı çaldı cellat
çıplak boyunlar yarıldı nar gibi,
yeşil bir daldan düşen elmalar gibi
birbiri ardına düştü başlar.
ve her baş düşerken yere
çarmıhından mustafa
baktı son defa.
ve her yere düşen başın
kılı depremedi:
iriş
dede sultanım iriş!
dedi bir,
başka bir söz demedi..
ben tanırım bu nal seslerini.
bu köpükleri kanlı simsiyah atlar
karanlık yolun üstünden dörtnala geçip
hep böyle terkilerinde bağlı esirler aldılar
ben tanırım bu nal seslerini.
onlar
bir sabah
çadırlarımıza bir dost türküsü gibi gelmişlerdir.
bölüşmüşüzdür ekmeğimizi onlarla.
hava öyle güzeldir,
yürek öyle umutlu,
şaraplar tatlı
göz çocuklaşmış
ve hakim dostumuz şüphe uykudaymış
ben tanırım bu nal seslerini.
onlar
bir gece
çadırlarımızdan doludizgin uzaklaşırlar.
nöbetçiyi sırtından bıçaklamışlardır
ve terkilerinde
en değerlimizin
arkadan bağlanmış kolları vardır.
ben tanırım bu nal seslerini
onları deliorman da tanır..
hünkar istedi ki:
bu müşahhas küfrü yere sermeden önce,
son sözü ipe vermeden önce,
biraz da şeriat eylesin ibrazı hüner
adab ve erkanla halledilsin iş.
hazır bilmeclis
mevlana hayder derler
mülkü acemden henüz gelmiş
bir ulu danişmend kişi
kınalı sakalını ilhamı ilahiye eğip,
malı haramdır amma bunun
kanı helâldır deyip
işini halletmiş
dönüldü bedreddine.
denildi: sen de konuş.
denildi: ver hesabını kalkışmanın
bedreddin
baktı kemerlerden dışarı.
dışarda güneş var.
yeşermiş avluda bir ağacın dalları
ve bir akarsuyla oyulmaktadır taşlar.
bedreddin gülümsedi.
aydınlandı içi gözlerinin,
dedi:
madem ki bu defa mağlubuz
netsek, neylesek zaid
gayrı uzatman sözü
madem ki fetva bize aid
verin ki basak bağrına mührümüzü..
yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.
yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
yağmur çiseliyor,
serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
bedreddinim bir ağaca asılı.
yağmur çiseliyor.
gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.
yağmur çiseliyor.
serez çarşısı dilsiz,
serez çarşısı kör.
havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
ve serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
yağmur çiseliyor.
........
nazım' ın destanını kolajlama hakkı gördüm kendimde eklenti yapma ayıklama hakkı gördüm, nerelerini değiştirdim blog dili ve edebiyatının genç ve ışıltılı beyinlerine bırakıyorum hatalıysam lütfen
Etiketler: yağmur



