<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=33244417&amp;blogName=La+Estrella+Solitaria&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http://laestrellasolitaria.blogspot.com/search&amp;blogLocale=tr&amp;homepageUrl=http://laestrellasolitaria.blogspot.com/&amp;vt=3809738401784881427" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

yağmur çiseliyor

Perşembe, Şubat 12, 2009

cumhuriyet devrimlerinin yurttaşlarını dilenci haline getiren, tarikatçı zemmaatçi göt yalayıcılar minnettarlar haline getiren recebi ivedikle zikesüm var!


......
yağmur çiseliyor
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi

uzun sarı parmakları saz gibi
çekik gözleri bir çocuk bir ihtiyar şeyhimin,
adı bedreddin di sakalı çok ve ak
mavi deniz gibi çini kadehinde şarap
oturmuş post üstüne
teshil yazıyor
karşısında çıtsız
bir dağa bakar gibi bakıyor dazlak kafalı oğlanlar

iznik gölünde akşam oldu
bedreddin eğildi suya
avuçlayıp doğruldu

babası türkmen şeyhimin çekik gök gözlü kalkışıp konyadan gelmiş simavnaya
annesi ermeni değiştirmemiş adını bir yabani çiçek adı bildiğim kadarıyla,
hatunu habeşistanlı kolları zincirliymiş ama esir etmemiş yazgısını
kardeşi musaydı onun boyu orta ondan duydum fazlasını:

ben gayrı zuhur ve huruç edeceğim
toprak adamları toprağı fethe gideceğiz.
ve kuvveti ilmi, sırrı gerçeklendirip
biz milletlerin ve mezheplerin kanunlarını
iptal edeceğiz!
geçmişi iptal edeceğiz!

karaburuna çıkmış börklüce isyanı belki vakitsiz
sakız adasından rum köylüleri ve bir kaç papaz
izmirden yahudi esnaf ve ovalardan türkmenler
mavi kırmızı yeşil ipekten sancakları
burada insan toprak gibi güneş gibi deniz gibi bereketli
kütükler zor taşıyor kehribar salkımlarını

...

boynu vurulacak iki bin adam
mustafa ve çarmıhı
cellat kütük ve satır
her şey hazır
her şey tamam.

satırı çaldı cellat
çıplak boyunlar yarıldı nar gibi,
yeşil bir daldan düşen elmalar gibi
birbiri ardına düştü başlar.
ve her baş düşerken yere
çarmıhından mustafa
baktı son defa.

ve her yere düşen başın
kılı depremedi:
iriş
dede sultanım iriş!
dedi bir,
başka bir söz demedi..

ben tanırım bu nal seslerini.
bu köpükleri kanlı simsiyah atlar
karanlık yolun üstünden dörtnala geçip
hep böyle terkilerinde bağlı esirler aldılar


ben tanırım bu nal seslerini.
onlar
bir sabah
çadırlarımıza bir dost türküsü gibi gelmişlerdir.
bölüşmüşüzdür ekmeğimizi onlarla.
hava öyle güzeldir,
yürek öyle umutlu,
şaraplar tatlı
göz çocuklaşmış
ve hakim dostumuz şüphe uykudaymış


ben tanırım bu nal seslerini.
onlar
bir gece
çadırlarımızdan doludizgin uzaklaşırlar.
nöbetçiyi sırtından bıçaklamışlardır
ve terkilerinde
en değerlimizin
arkadan bağlanmış kolları vardır.

ben tanırım bu nal seslerini
onları deliorman da tanır..

hünkar istedi ki:
bu müşahhas küfrü yere sermeden önce,
son sözü ipe vermeden önce,
biraz da şeriat eylesin ibrazı hüner
adab ve erkanla halledilsin iş.

hazır bilmeclis
mevlana hayder derler
mülkü acemden henüz gelmiş
bir ulu danişmend kişi
kınalı sakalını ilhamı ilahiye eğip,
malı haramdır amma bunun
kanı helâldır deyip
işini halletmiş

dönüldü bedreddine.
denildi: sen de konuş.
denildi: ver hesabını kalkışmanın

bedreddin
baktı kemerlerden dışarı.
dışarda güneş var.
yeşermiş avluda bir ağacın dalları
ve bir akarsuyla oyulmaktadır taşlar.
bedreddin gülümsedi.
aydınlandı içi gözlerinin,
dedi:

madem ki bu defa mağlubuz
netsek, neylesek zaid
gayrı uzatman sözü
madem ki fetva bize aid
verin ki basak bağrına mührümüzü..


yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

yağmur çiseliyor,
serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
bedreddinim bir ağaca asılı.

yağmur çiseliyor.
gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.

yağmur çiseliyor.
serez çarşısı dilsiz,
serez çarşısı kör.
havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
ve serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

yağmur çiseliyor.

........

nazım' ın destanını kolajlama hakkı gördüm kendimde eklenti yapma ayıklama hakkı gördüm, nerelerini değiştirdim blog dili ve edebiyatının genç ve ışıltılı beyinlerine bırakıyorum hatalıysam lütfen

Etiketler:

Sonsuza dek, simdilik

Perşembe, Ocak 22, 2009

Salak keyholeangel bir parmagini daha yaktin

aks

Çarşamba, Aralık 10, 2008

umutla beklenti arasında büyük bir fark var. ilk başta süreyle ilgili olduğunu düşünmüştüm, umudun daha uzaktaki bir şeyi beklemek olduğunu.. yanılmışım. beklenti bedene ait, umutsa ruha.. fark bu. ikisi birbiriyle temas ediyor, birbirini tetikliyor ya da yatıştırıyor ama her birinin hayali farkılı.
bir şey daha öğrendim, bir bedenin beklentisi bir umut kadar uzun sürebilir;
seninkini bekleyen bedenimin örneğin..




"sokak köpeklerine selam vermek adam olmaya çeyrek var demektir."




(j.berger/a'dan x'e)

Etiketler:

fuzuli

Perşembe, Kasım 06, 2008

söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil

Etiketler:

la dame aux camelias

Çarşamba, Kasım 05, 2008

hırsa çevirmemi söylüyor insanlar yaşadığım herşeyi
kırmızı ağaçlardan sözcükler havalanamayacağını söylüyorlar.
gün geliyor hak veriyorum ama işte bu ihanet demek
hem boğaz semtlerine hem boğaz düğümlerine hem de merdivenlerine

öyle olmadı bir de böyle dene diyor arkadaş görünümlü merdivenler
merdivenler merdivenler merdivenler
köprüden geçen arabaları saydılar
gökte sıkışan yıldızları ayakta öylece dururken kalbin kaç kere attığını
karasineklerin gecede kaç yumurta bıraktığını

en çok da yaptığımız hataları saydılar

oysa ben biliyordum ki o kırmızı resimde bir ağaç vardı
dallarında kelimeler uyurdu bazen havalanan bazen paralanan kelimeler
şu gördüğün istanbul denen yerin paşam, ortasında bir boğaz vardı
boğazın binlerce düğümü fark edildi sonra,
her birinin başına bir zabit bir sabit bir de şair diktiler

köprüye takılmamak için motorlarla karşıya geçmek içindir boğaz
sahil boylarındaki maganda yalakları içindir cuma akşamları içindir
yaşadığınız herşey hırsa çevirmek içindir
öylece devam edebilmeniz buna bağlıdır
öyle senin anladığın gibi de değil dostum
merdivenler saymak içindir, dediler.

kendimizi

adamdan.

Etiketler:

haziran

büyükçekmece'ye taşınsam.. küçük bi restoran açsam.. bi de küçük kayığım olsa. bir yerlere taşınsam işte herşeye yeniden başlasam, biri çıkar mı daha? gerçek biri? kiraz gibi vişne gibi gerçek? biri daha sever mi beni yeniden?
bir kayığım olsun ismi haziran
deniz küçücük de olsa olur ama acelesi olmayan
rüzgarı tasası gerçek olsun sabahları serin ılık öğlenleri olsun
ve ay düşürsün gece bahçeye
bahçede bir sarnıç olsun sarnıçsız bahçe olmaz olmuyor işte denemedik mi?
ay gölgelerini nereye süpürür yoksa bir sarnıcınız?
ay ışığını nerde gizler tan kızarmaya başlayınca?
yalnız kalsam denizin ortasında, bebe bisküisi çok kalınca güneş altında adam olur diyorum ben, benden daha adam olur. buna inanınız.

Etiketler:

mongolian blue spots

Pazartesi, Kasım 03, 2008


mavi popolu doğmuşum ben, doğumu takip eden bi kaç güne geçmiş benzeri bi durum bizim minik tatar balasında da olmuş ve o da geçmiş.. sonra araştırdım ki buna moğol lekesi deniyormuş. insan durup dururken hatta karşıdan karşıya geçerken neler öğreniyor.

cevab veremedi

Perşembe, Ekim 09, 2008

de ki işte, apacık bir fiyaskodur onlar.

açıldıklarında fısıltılarla yaydıkları fiyaskolarının şerrinden, üflediklerinde ipliklerinin şerrinden,
haset ettiğinde hasatçının şerrinden, hesap ettiğinde hesapçının şerrinden, gözlerini kıstığında
büyücünün şerrinden, tüttüğünde gecenin şerrinden, sıktığında papuçlarının şerrinden, azdığında
kapitalistlerin şerrinden, yandığında durrutinin şerrinden, yaktığında midemin şerrinden, gittiğinde
yolun şerrinden, durduğunda yerin şerrinden, çaldığında telefonun şerrinden, uzadığında elin, kısaldığında
boynun şerrinden, çağladığında suyun, sustuğunda gölün şerrinden...

de ki, sabah serinliğine sığınırım.

Etiketler:

muleta

zaman gibisiniz biraz bir akrep dolanıyor içinizde
seyahat gibisiniz biraz bir yelkovan dolanıyor içinize
insan gibisiniz biraz anlıyorsunuz cümle mahlukatın dilinden de
elleriniz dolanıyor sessizlik üzerinize çöktüğünde

kek

Pazartesi, Eylül 15, 2008

limonlu kek başvurularına gösterdiğiniz yoğun ilgiye teşekkür ederim, başvurulular kapanmıştır. zaten limonlu kek sevmem.

Etiketler:

uçurtma

Çarşamba, Eylül 10, 2008

rüzgara bırakır gibi bırakmak isterdim seni, bir gün bırakmam gerektiğinde.

Etiketler:

Cumartesi, Eylül 06, 2008

bana limonlu kek yapacak ilk kadınla evlenmeyi düşünüyorum.

Etiketler:

kahvaltı

Cuma, Ağustos 08, 2008

yaz geldiyse özlemdendir

Yedi kat altımda yanan közlerinden

Yanmış yel kokusu denize sürünmüş

vazgeçtiyse esmekten hasrettendir

yaz geldiyse açlığımdandır

hep bu saatlerde matlaşan derimden

reçelin sütün etin ve elin izini sürmüş

ama yemişse kendini yalnızlığındandır

yaz geldiyse yokuşa çekişindendir

köprünün kırılıp tam orta yerinden

isteksiz adımlarımı yüreğime sürtmüş

inip yürüdüyse dünyanın gülünçlüğündendir

saçmalığına saçma dünya ama senindir

toprakana öfkesinden göktengri küskünlüğünden

*

bu kahvaltının sonu başından bellidir

Etiketler:

Cumartesi, Ağustos 02, 2008




57

balık ekmek

Çarşamba, Temmuz 16, 2008

salkım salkım tan yelleri estiğinde
mavi patiskaları yırtan gemilerinle
uzaktan seni düşünürüm istanbul
bin bir direkli halicinde akşam
adalarında bahar
süleymaniyende güneş
hey sen güzelsin kavgamızın şehri

ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
bakışlarımda akşam karanlığın
kulaklarımda sesin istanbul

ve uzaklardan
ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
sen şimdi haramilerin elindesin istanbul

plajlarında karaborsacılar
yağlı gövdelerini kuma sermiştir
kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
meyvesini birlikte devşirirler
sen şimdi haramilerin elindesin istanbul

et tereyağı şeker
padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
yumurta masalıyla büyütülür çocukların
hürriyet yok
ekmek yok
hak yok
kolların ardından bağlandı
kesildi yolbaşların
haramilerin gayrısına yaşamak yok

almış dizginleri eline
bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
onların kemik yalayan dostları
onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
ve sen
ve sen haktan bahseden ortaköyün cibalinin işçisi
seni öldürürler
seni sürerler
buhranlar senin sırtından geçiştirilir
ipek şiltelerin istakozların
ve ahmak selâmeti için
hakkında idam hükümleri verilir

haktan bahseden namuslu insanları
yağmurlu bir mart akşamı topladılar
karanlık mahzenlerinde şehrin
cellatlara gün doğdu
kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
bir kalem yazın vardır
dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
söylenmez

haramiler kesmiş sokak başlarını
polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
haramilerin elinde
ve mahzenlerinde insanlar bekler
gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde

boşuna çekilmedi bunca acılar istanbul
bulutların ardında damla damla sesler
gülen çehreleri ve cesaretleriyle
arkadaşlar çıktı karşıma
dindi şakaklarımın ağrısı

bir kadın yoldaş tanırdım
bir kardeş karısı
hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
gebeliğin dokuzuncu ayında
aç kurtların varoşlara saldırdığı
tipili bir gece yarısı
sırtında çok uzak bir köyden indirdi
otuzbeş kiloluk sırrımızı
zafer kanlı zafer kıpkırmızı

boşuna çekilmedi bunca acılar istanbul
bekle bizi
büyük ve sakin süleymaniyenle bekle
parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
mavi denizlerine yaslanmış
beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
ve bir kuruşa yenihayat satan
tophanenin karanlık sokaklarında
koyunkoyuna yatan
kirli çocuklarınla bekle bizi
bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
bekle dinamiti tarihin
bekle yumruklarımız
haramilerin saltanıtını yıksın
bekle o günler gelsin istanbul bekle
sen bize lâyıksın

Etiketler:

keyhole esnafla el ele, episode II

Pazartesi, Haziran 30, 2008

kha: dondurma!
dondurmacının kızı: sen yabancı mısın?
kha: kime?
dondurmacının kızı: bana!
kha: dondurma!

Etiketler: ,

cibinlik

Salı, Haziran 17, 2008

içimde bir çocuk, tedirgin


birbirimizi kaybedelim, ne sürülecek bir iz kalsın ne de bir kış günü bulutu dağıtacak bir hatıra. çok büyük sözler vermedik zaten birbirimize, aslına bakarsan hiç bir söz vermedik.

hoş kokular bıraktık ama denizin uzun saçlarına, papatyalar tokalar taraklar şekerler aceleyle yazılmış mektuplar renkli kalemler tesbihler ve kağıt gemiler attık ama bunca zaman suya, ne balık bildi bu halimizi, ne halik.. uzun dalgalı saçlarını yosunlarından sıyırıp bakmadı bile dalgaların yorgun ve hırçın tanrıçası kıyılarında neler biriktirdiğimize.

içimde bir çocuk, üstü başı kirli

kaybedelim birbirimizi becerebilirsek, gayb edelim ne hikayet ne rivayet ne de bir dirhem et kalsın ardımızda ama örtmeden ayıplarımızı kirli dirseklerimizi gizlemeden kimseden sadece güzel başlamış, sadece pembe mutlu balıkların yaşadığı bir pınar gibi akıp gitmiş ve kocaman beyaz köpükleriyle bizi içine alan gökmavi bir denizde kaybolalım.
betonlardan molozlardan akılsızlıklardan insafsızlıklardan ahlaksızlıklardan korkaklık kaypaklıklarınızdan dedikoduculuğunuzdan yüreksizliklerinizden sübyancılıklarınızdan ibneliklerinizden ingilizcenizden ve domuza benzer beslenme alışkanlıklarınızdan imamlarınızdan israillerinizden mangalda sucuk partisi düzenleyen, kendini özgür bırak benim metresim ol diyen yandan yemiş gurularınızdan oşolarınızdan akreditiflerinizden kahve fallarınızdan burçlarınızdan kredi kartlarınızdan aptal filmlerinizden ağlak şarkılarınızdan eski sevgililerinizden unuttuğunuz küpelerden sanki bi sizin başınıza gelmiş gibi ballandıra ballandıra saçtığınız bütün ineklerin hayat hikayem diye anlatabileceği götünüzü olduğundan daha da büyük gösteren hikayelerinizden sıkıcı kitaplarınızdan ve akedemik denyoluklarınızdan ve başbelası örtülerinizden camilerinizden ve cemaatlerinizden , bil cümle hepinizden sizi siz yapan herşeyden kaybolmak istiyorum.

içimde bir çocuk, ağzı yüzü şeftali


kaybedelim birbirimizi, birbirimizi kaybedelim.. tümden yitirmemek için, kendini kaybedemediğin zamanı unutamadığın mekanı hissedebildiğin kendi etinle sevdiğim dediğinin butunu ayıra bildiğin hiç bir öyküyü masala çeviremezsin.
kendimizi birbirimizde kaybedemedik belki ama yine de bir şansımız var. içimde hala sana uyanık bir merak var çünkü kekinin neye benzediğini bilmeyen sakızlı muhallebinle tanışmayan karın doyurmaktan öte sofra kurulmayan özene aç yanım. ben onu alıp gideyim, sen de kendi çocukluğunu hiç senli benli sıradan ve gündelik olmamışız gibi. unuttum şimdi ne dediğini saçmaydı belki tümden hepsi lakin, güzeldi içimde kalan hissi "der gibi kahverengi tonda, kuytularda" . işte bunu kaybetmeyelim, hiç.

içimde bir çocuk, cibinlik

gerçekte birbirimize hiç vermediğimiz sözler var cebimizde defter aralarımızda mektupların orasında burasında kimi öylesine söylenmiş edalı kimi yerini bulmamış döndüğünde de kendisini atan ele varamamış bumerang gibi yaralı, tek tek pirinç olsalar aşiret düğün pilavı yapabileceğimiz kadar, söz... bir zaman varlığına inancın bile baştan çıkarıcılığına kandığım sen gibi bir sürüler, kimi yağmur yüklü kimininse elinde körkütük bir neşter. sözüm ona şeftali, suyunu sağa sola saçıp heba etmeden ancak böyle kesilirmiş; hıh yarak da yiyek diye de bir opsiyon vardır oysa.


Etiketler: ,

o laflar askıda khalkedonista son baskıda

Cuma, Mayıs 16, 2008


entarisi ala benziyor şetalisi ala benziyor: khalkedonista boynu bükük başağın hesabını sormaya geliyor!

Etiketler:

onlar ki

Çarşamba, Nisan 30, 2008

onlar ki toprakta karınca, suda balık,
havada kuş kadar çokturlar;
korkak, cesur, hakim ve çocukturlar
kahreden ve yaratan ki onlardır,
destanımızda yalnız onların maceraları vardır.
onlar ki uyup, hainin iğvasına
sancaklarını elden yere düşürürler
ve düşmanı meydanda koyup kaçarlar evlerine
ve bir nice mürtede hançer üşürürler
ve yeşil bir ağaç gibi gülen
ve merasimsiz ağlayan,
ve ana avrat küfreden ki onlardır
destanımızda yalnız onların maceraları vardır
demir, kömür ve şeker
ve kırmızı bakır
ve mensucat
ve sevda ve zulüm ve hayat
ve bilcümle sanayi kollarının
ve gökyüzü ve sahra ve mavi okyanus
ve kederli nehir yollarının,
sürülmüş toprağın ve şehirlerin bahtı
bir şafak vakti değişmiş olur,
bir şafak vakti karanlığın kenarından onlar ağır ellerini
toprağa basıp doğruldukları zaman.
en bilgin aynalara en renkli şekilleri aksettiren onlardır.
asırda onlar yendi, onlar yenildi.
çok sözler edildi onlara dair ve onlar için:
zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur denildi.

nazım hikmet

onlara şimdi de taksime erişim engellendi.
bir boyunsuzu ne türkçesi ne moğolcası olan bir hilkat garibesini, bir subjektif arap ajanını bu kente, istanbula vali yapanı ulu tengri cengiz han'a havale ediyorum bizden bi sik olmaz, halimiz budur.

Etiketler:

Pazartesi, Nisan 21, 2008


işte böyle toplanır zemheride keklikler
biraz tutkal bir parça ekmek bir küçük taş yeter

ama asıl tuzak kıştır


zemheri ayını bu çocuk ülkenin
yarıyıl sömestr tatili sanıyorlar

Etiketler:

keyholenk

Pazartesi, Mart 24, 2008

şişti ak ayacuğum aksak bürümcük oldum
ak ahular yuğalasın vakti sarup bencileyin
burulduk ahir peydahım daradüş oldum
duruydu bileceğim nazarınan berdüş oldum

keyholengi'm derdim yoğ kimse diyeceğim
katuldum mazlumlar katarına bigi üleşeceğim
esridi sağ yağuz peydanım anda yetişeceğim
sanmam ki ancuk bayındırlıktan öleceğim!

Etiketler:

evvel zaman

Pazar, Mart 16, 2008

albert namus bekçisi,

"yatağa uzanmış güzel bir kadının çıplak vucudunu vatanımdan daha çok seviyorum" demiş ünlü ve yunanlı anarşist elias pertopoulos eşcinseller, tahta kapılar, demir kapılar, cezaevleri ve hırsızlar, at arabaları, geniş kahkalarla dolu yunan balkonları, türk khahvesi, sokak düğünleri gibi cunta rejimini kökünden sarsacak konularlardan seçmişti yazılarını.. cuntacı faşitler sandığınız ve gözütükleri kadar aptal değildirler ve bu yüzden de onu sürgüne gönderdiler. çünkü faşizmin asıl düşmanı bir başka faşizm adayı üniformist karşı devrimciler değildir. kaskatı gerçekler, materyalistler, toplumcu realistler de değildir gerçeklik materyalistlerin tutkusudur ve tanrısıdır ve bu yüzden erdem falan da değildir (albert camus un defterlerinde anlattığı gibi ) hakikatli faşizm hayallerinize saldırır, kafa tası avcılığı yapmaz, günlük hayatınıza.. küçük ama aslında vazgeçilmez sizi siz yapan ne varsa saldırır bunda da öyle başarılıdır ki sanki başka türlüsü olmazmış sanki başka bir dünya mümkün değilmiş olduğuna inandırır alternatiflerinin de düşmanlarının da kendi tarafından yaratıldığı bir dünya... kung-fu tse "esskiden sarı kağanların zamanında, devlet öyle mükemmeldi ki, kimse ortada bir devlet olduğunu bile bilmezdi, kimse kağanın adını bile bilmezdi zorbalığın olmadığı yerde kahramanlar da olmaz" der..

samsunda da öyle kahraman albert camus vicdanı bir belediye başkanı ve yiğit zabıtaları var ki parklardan, sahillerden sevgilileri copla kovalıyorlar sokaklarında parklarında köprülerinde ve tüm tenha kuytularında sevgililerin öpüşüp koklaşmadığı bir kentin belediye başkanı olmak nasıl bir duygudur kimbilir ve mensubu olduğu partinin bir milletvekili eroin kaçakçısıysa oğlu üçüncü sınıf orospularla alem yaparken enselenen ve karakoldan baskınla kaçırılan bir milletvekilinin partisinin..

yatağa uzanmış çıplak bir kadın tüm dünyamdır, yürüyen nefes alan sabah olunca sırf sabah oldu diye beni kova bilen.. savaşılacak bundan daha kutsal bir şey de yoktur. kadınların, erkeklerin, geç saatlerde balkon geyiklerinin çekme kasetlerin, ödünç kitapların, ev reçellerinin ve en azından bir şeyi de herkesin yaptığı gibi yapmama bir sözcüğü de herkesin anladığı gibi anlamama yetisinin olduğu yerde savaşa gerek de yoktur.

çocuklar duymuştu,

keyhole resmi haber ajansının (el- khar) son anda edindiği izlenime göre sevmek bedavadır evet.. ama sevilmenin bedelini yedi ceddiniz konsomasyona çıksa ödeyemezsiniz

bedava olduğundan kelli satış sonrası hizmet aramayın hele eve götürüp kendi başınıza kurmaya kalkmayın alkolle beraber almayın anti biotiktir çünkü hadi kurdunuz diyelim ayarlarıyla oynamayın genlerle oynayıp canafar yaratan gerzek bilim adamları gibi olmayın haber ajansımıza da fazla güvenmeyin belki kahvenin tarçını fazla kaçmıştır siz bu satırları okurken de o bunları yazdığından bi haber (bi-khar) olacaktır.

bu demek değil ki tarçın sevmeyiz, severiz o ayrı..

a.q.

Cumartesi, Mart 15, 2008

alnını güneşe serecek adam. ah, vefanız kadar yanlış bir ince hesabı görecek adam. içerden çıkacak birazdan, adam.

Etiketler:

.

Perşembe, Ocak 10, 2008

zamanın özel mülkiyete dahil olduğunu ne çabuk unutuyoruz. zamanımı harcadın, en çok da bu yüzden sevmiyorum seni.

huzur isyandadıR!

Pazartesi, Ekim 01, 2007

sakin olun geliyorum.

meat loaf,

Perşembe, Ocak 25, 2007

eski ve küçük bir öykümün girişiyle açmak istedim bloğumu, bu gece aynaya bakmaktan farklı bir şey değil..:

CTRL-ALT-DEL
herkesin benden bir şeyler beklemesi ne derece doğalsa, benim de onlardan nefret etmem o radde doğal.. işte dışarıda ömrümün geri kalanını bana hediye etmeye gelmişler, geride bıraktığım yıllarımı yiyip bitirdiklerinden pişmanlık duydukları için de değil.. bu kapının ardında durmayı sevdikleri için...
kendimi sevme nedenlerim bir bir elimden alındı, caddelerde tanımadığm oğlanların üzerimde asılı kalan bakışları elimden alındı. size özellikle de kendime benzer birini doğurma korkusunu ektiler bunun yerine içime.
herkesi dışarı çıkarabileceğimi bilsem, hiç kimse kalmayacak olsa içimde, şuracıkta olürüm.. istediğim bu degil, ama bir an için olsun bunu yapabilecek olmayı isterdim...
eteklerimi çıkardığımda taşların yerli yerinde durduğunu görmekten bıktım. her gelenin, yeni taşlarla gelmesinden bıktım, yenilerine yer açabilmek için eteğime bir kat daha eklemekten bıktım. hiç bir biranın dökemediği taşlarımın, tek eğlenceli yanı, ben hareket ettiğimde birilerinin kafasını gözünü yarması. böyle kanlar akıyorsa yarılan etlerinden; en azından hayvandılar, bütünüyle yanılmamışım.. bütünüyle hiç yanılmam. bunu da elimden aldılar çünkü..

Etiketler: